22 Eylül 2018 Cumartesi
Harşıt Vadisi Reklam
Kaynak: Harşıt Vadisi | Tarih: 2018-03-08 | Toplam Okunma: 391

Molla Veli Torunu Zekiye Bişkin

Molla Veli Torunu Zekiye Bişkin

Zekiye Bişkin; 1319 (1903) yılında Şadı yaylası Masur’da doğdu. Ebesi Tireboludan Nakıpoğlu Şaban Efendi’nin hanımı Zekiye’dir. Babası Molla Veli oğlu İnce Mehmet, Annesi Hüseyin Ağa kızı Cennet’tir. Zekiye 3-4 yaşlarında iken babasını kaybeder. Zekiye; Babasının vefatını Masur yaylasında Şaban abisinin eşi Elmas’ın ağlayarak bu kız yetim kaldı. Kim bakacak diyerek ağlarken öğrendi. Kendisi bunun ne demek olduğunu anlayacak yaşta olmadığını zaman zaman belirtmiştir.
    Rusların 1916 yılında Şadı Köyünü işgal ettiği dönemde batıya doğru göç ederek giderler. Yolda giderlerken Ordu Gölköy’de annesi Cennet vefat eder. Artık Zekiye iyiden iyiye yanlızdır. Yola devam eden Zekiye ve amcaları önceden Bolu Bakacak köyüne giden amcaları Bal Mehmet’in yanına varırlar. Ağabeyi Muharrem ve ablası Gülbahar Bakacak köyünde vefat eder. Diğer ağabeyi Şaban 1. Dünya savaşında Erzurum’da askerdir. Bir daha geri dönmez. Bakacak Köyünde 3 sene kaldıktan sonra savaş sona erince Muharrem’in eşi Emine gelin, oğlu Mustafa, Askerde vefat eden Şaban’ın oğlu Mehmetle köylerine dönerler. Köye döndükten sonra 1921 yılında yeğeni Mustafa ‘da vefat eder. 1927 yılında Tahsildar Mehmet oğlu Ali ile evlenir. Bu evlilikten bir çocukları olur.  Tahsildar oğlu Ali’den boşandıktan sonra 2.ci evliliğini; 4-5 yaşlarında 1919-20 yıllarında anneannesi Hürü Selime ile Sebetçi kızı Fadime’nin babasının cenazesine gelen ve Hoca Ali Rıza’nın bu çocuğu bana verin diyerek alıp yanında bakarak büyüttüğü 1332 (1916) doğumlu Mustafa Bişkin’le yapar.  Bu evlilikten 2 erkek bir kız çocukları olur.
Bu evlilikten kısa süre sonra Şadı köyündeki yerlerini satarak eşi Mustafa’nın köyü Kanyaş’a giderler. Ancak dayısı oğlu Ağır Ceza Reisi Hafız Seyit Yahya Güvendi köye gelişinde Ali Rıza Hocaya bizim burada bir kızımız olacak acaba nerede der. Ali Rıza Hoca ise eşi ile birlikte yerlerini satarak Kanyaş köyüne göçtüler der. Bunun üzerine Seyit Yahya, amcaoğlu Ali Rıza hoca bizim bir kızımız mı köye sığamadı. Ben bir dahaki köye gelişimde Zekiye’yi burada göreceğim der. Bunun üzerine Kanyaştaki yerlerini satan Mustafa ve Zekiye tekrar Şadı’ya gelerek eski yerlerini alıp bir daha gitmemek üzere yerleşir.
    Köyünde sade bir hayat yaşayan Zekiye Bişkin 26.07.1992 yılında hayata veda eder. Cenazesi Şadı Güneyi Kabristanlığına defnedilir. Eşi ise kendisinden 4 yıl sonra 30.01.1996 yılında vefat eder. Cenazesi ise Şadı Camii yanında bulunan kendi arazisine defnedilir.
    Zekiye; Dayısı ile annesi arasındaki bir anısını bahsederken hep ağlardı. 1912-13 yıllarında hac görevi yapmak için Arabistana gidecek olan Dayısı Mehmet’i Vehbi Efendi birgün Tepealan yaylası Ortaoba altındaki Obayerinde yaylacılık yaptıkları sırada annesini ziyarete gelir. Abi kardeş küs olduğu için konuşmazlar ve Zekiye’yi de görüştürmez. Zekiye bu konuda şunları anlatırdı; Dayım sabah geldi, öğlen, ilkindi ve akşam namazlarını kılarak bacısı ile helalleşmek istedi. Annem Cennet hiç oralı olmazken bizi bile dayımla görüştürmedi. Dayım bunun üzerine çekip gitti. Daha sonra dayımın hacdan ölüm haberi gelince annem Cennet kendini dağlara taşlara attı. Yaptığı hatayı anlamıştı ama ne çare dayım daha geri gelmeyecekti diye anlatırdı.
    81 yaşına varan kızı Fatma çocukluk yıllarından bir kesit anlattı. Babamla annem Şadı’da bulunan yerlerini satarak kanyaş’a gitmişler. Kardeşlerim ve ben Kanyaş Köyünde dünyaya gelmişiz. Ben Kanyaştan Şadı’daki dede ocağına gelişimizi şöyle hatırlıyorum; 5-6 yaşlarındayım, Bir bakır ibriğini cemberimle sırtıma sardıklarını ve Kerimgilin kapısından geçtiğimizi hatırlıyorum. Annem köye gelme sebebimizi şöyle anlatırdı. Şadı köyündeki yeri satın alan kişiler komşularla sıkıntı yaşayınca yerin eski sahibine dönmesi gerektiğini düşünüp gelip yerinizi geri alın demişler. Babam bu nasıl olacak biz yeri sattık, o parayla Kanyaştan yer aldık parayı harcadık dediğinde oradaki yerlerinizi satın gelin demiş. Kanuni yolunu o sene yaylaya gelen dayımın oğlu Ağır Ceza Reisi Hafız Seyit Yahya Güvendi’ye sormuşlar. Oda bu yoksa bizim Zekiye’mi dediğinde evet demişler. Hemen parasını hazırlasın bize gelsin kanunda yeri var hallolur demiş. Babamla annem mahkemeye giderek yerlerinin geri çevrilmesi için dilekçe vermişler. Kanuna göre hakimlerin karar vermesi sonucunda yerimizi geri almışlar bizde köye geldik. Daha sonraları Babamla annem vasiyet ederek mezarlarının caminin yanına bırakılmasını istemişler ancak İmamgilin Pamuk annemi ikna ederek Şadı Güneyi mezarlığına gitmesine ikna etmiş nihayetinde annem vefat edince mezarlığa defnettik. Ancak babamı ikna edemedik, benim mezarlıkta kimsem yok beni paramla aldığım yere bırakın deyince bizimkilerde vasiyetini tutarak camiyanındaki yerine bıraktık diye belirtti.
     2008 yılında yapmış olduğumuz bir sohbette 79 yaşındaki Ilazo Muharrem bildiklerini şöyle özetlemişti; Babam Fazlı oğlu Mustafa’dır. Dedesinin adıda Halil. Babamın dedesi sarı olduğu için Laz geldi, Laz gitti derken, Lakabı Lazoğlu kalmış. Babama da o yüzden Lazoğlu derlerdi.
     Babamın büyük annesi Şadıya kız kardeşinin yanına gidip gelirken; hoca (Ali Rıza Güvendi) bu çocuğu bana ver demiş. Babamın büyük anası da o yüzden babamı hocaya çoban olarak bırakmış. Babam orada büyüyüp delikanlı olmuş. Molla Velinin oğlu ince Mehmet’in kızı Zekiye ile evlenerek Ganyaş’a babasının mülküne geri dönmüş. Babam Ganyaş ta iken göçler ve ölüm sebepleriyle Sonagıranında eşi Zekiye’nin kimsesi kalmamış. Bunun üzerine tekrar geri dönerek eşiyle beraber eşinin yerine yerleşmiştir.
    Annem Zekiye, Gavgacı Hüseyin ağanın torunudur. Anamın anası (Gavgacının kızı) Cennet’tir. Molla Velinin oğlu ince Mehmetle kaçarak evlenmişlerdir. Bu evliliklerinden üç kız, iki erkek beş çocukları olmuş. Fakat hayatta sadece anam Zekiye kalmıştır. Elmas, Gülbahar, Muharrem seferberlikte köyden gidip Bakacakta amcaları bal Mehmet’in yanına yerleşmişler. Diğer kardeşi Şaban da askere gidip bir daha dönmemiş, askerde ölmüş. Şaban askere gitmeden önce Zaarcıgil kızı Elmasla evli olup, bu evliliklerinden iki erkek çocukları olmuş. Bu çocuklarından biri küçük yaşta diğeri de seferberlikten halası (Zekiye anam ) ile geri döndükten bir süre sonra ölmüştür.