22 Ekim 2018 Pazartesi
Harşıt Vadisi Reklam
Kaynak: Harsit Vadisi | Tarih: 2018-10-04 | Toplam Okunma: 64

Başı dumanlı keldaş yaylası

Başı dumanlı keldaş yaylası

Şadı Keldaş yaylasını ziyaret eden Mustafa Pir in Kaleminden dökülenler


45 sene sonra gittim keldaş yaylasına,
Ala gözlü kuzular daha yok artık.
Gözlerim doluyor aklım şaşıyor,
Püsküllü inekler daha yok artık.
      Deyip başlıyoruz  başı dumanlı keldaş’ı yazmaya, ömrümün büyük bölümü değil aslında küçük bir bölümü gerçti keldaş yaylasında bir türlü söküp atamadım keldaş yaylasını içimden. Türküler yazdım şiirler yazdım keldaş yaylası için yazarken çok göz yaşları dökmüşümdür çünkü atamın, dedemin, akrabalarımın, çocukluğumun yaylasıydı, köyümün yaylasıydı keldaş yaylası. Harşıt vadisinin savunmasına siper olmuştu keldaş yaylası sıtratejik önemi vardı keldaş yaylasının
Keldaş sana güneş dertlimi doğar?
Kara bulutların rüzgar mı kovar?
Garip Mustafa’yım yüreğim yanar.
Kurban olam keldaş söyle derdini
            45 sene sonra nihayet keldaş yaylasına gittim gördüm içimi döktüm haykırdım kollarımı açıp  büyük tepeye doğru, resmen ağladım, garip keldaş, viran keldaş, ıssız keldaş, kimsesiz keldaş diye bağrında yatan iki şehidi ile yanlızdı keldaş yaylası viran olmuştu, kimse uğramıyordu artık. Yanlızdı çiçekler, sarıavular, garaavular, çalıçilekleri, böğürtlençiçekleri yanlızdı.
           Koyun, kuzu, keçi, oğlak, inek, buzağı, kuş sesine ve en çok insan sesine hasret kalmıştı keldaş yaylası 45 sene sonra gittiğimde bunları hissettim yalnızdı, kimsesizdi suları, pınarları kurumuş, sabahları güneş doğar, akşamları güneş batar, başına duman çöker, duman bir iner bir kalkar sanki keldaş yaylasını kimse görmesin diye, keldaşın ömrü de böyle geçiyor bir insanın ömrü nasıl geçiyorsa.
Ötmez olmuş daha keldaş’da kuşlar,
Melemiyor artık koyun kuzular.
Keldaşın haline  yüreğim sızlar,
Viran olmuş bizim keldaş yaylası.
           Bahar ve yaz ayları geldimi eskiden konu komşu keldaş yaylasına giderdik, güle oynaya sohbet ederek bir tas’da yemek yiyerek bir ekmeğimizi bölüşerek. Ne kadar mutluyduk o zamanlar alagözlü kuzularımız, yeni doğan oğlaklarımız, püsküllü ineklerimiz, bir ilerde bir geride adeta bizimle sohbet edercesine acele etmeden keldaş yaylasına göç ederdik hocalıdaki gürgen ağaçlarına isim yazılırdı hatıra olarak ve o isimler hala gürgen ağaçlarında zor da olsa okunmaktadır
           O zamanlar babam, emmim,  dayım, halam  ve çoğu komşularımız sağ idiler onlardan sohbet dinlemek çok güzeldi sohbetlerine doyamazdık derdimiz kederimiz birdi hiçbir sorunumuz yoktu.Yıllar sonra memlekete gittiğimizde artık o insanlardan hiç birisi yoktu artık hepsi öteki dünyaya göçmüştü yeni bir nesil ile  buluştuğumuzda birbirimizi hiç tanımıyorduk, akrabalar bile kalmamıştı ve  Keldaş yaylası, hocalı, avut yaması, çayır, arpalık düzü, alan taflan çukuru, kalender, örendüzü, gölyanı hepsi birer birer viran olmuştu.
Kısacası insanlar bile birbirine karşı VİRAN olmuştu keldaş yayla gibi…..
Keldaşın başından hiç duman gitmez
Şehidi var kimse ziyaret etmez.
Garip mustafa yım derdin bilinmez
Viran olmuş bizim keldaş yaylası.
 Isız kalmış bizim keldaş yaylası.
                                         Mustafa Pir. Sultanbeyli-İstanbul