21 Ekim 2018 Pazar
Harşıt Vadisi Reklam
Tarih: 2015-06-18 | E-Mail: | Toplam Okunma: 2874

Keldaşa Yolculuk

Mevsim sonbahar, ağaçlar yapraklarını dökmeye başlamışlar ve dalda bekleyen Yapraklar da sararmış rüzgâr bekliyorlar.

Bu izlenimlerim Keldaş yolundan. Sabahleyin erkenden kalkıp arabayla dağın yolunu tuttum. Eski anılarımdan fazla bir iz bulamasam da Keldaş yolunu bizler gibi adeta yaşlanmış buldum. Eski canlılık yok olmuş her yer sakin ve sessiz. Yolda giderken eski günlerimi hatırladım.
Çayırlardan, kışlalardan, derelerden ve obuzlardan geçerek hocalı düzüne çıktım. Derelerin sessiz sessiz akışı beni eski günlere doğru alıp götürdü. Eskiden gümbür gümbür çağlayarak akan derelerin yatağında artık küçük cılız su akıntıları kalmış, onlarda kederli bir yolcu gibi ağır ve sessiz sarı yaprakların, böğürtlen, cıbara, avu ve taşların altından sessizce akıp geçerken, mavi berrak ve tertemiz renkleri ile şırıltısı ses verir sessizliğin içendeki garip yerlere.

Bizim yıllardır unuttuğumuz, çoğumuzun adını madenler sayesinde öğrendiğimiz hocalı düzüne ulaşarak ormanlık arazide ki tesisleri gördüm. O eskiden bildiğimiz ip dolanmaz gürgenlerin yerini almışlar adeta. Oraların yeni halini resimleyerek tekrar zirveye doğru yola koyuldum. Amacım tabi ki keldaş yaylası. Zirveye doğru yaklaştıkça çevre köyler ayağınızın altına gelmiş gibi görünüyor. Nihayet zirveye Keldaşa çıktım. Güllük biçip, maden kuyularına taş attığımız, mezarların üzerinden Birinci dünya savaşından kalma eski mermi topladığımız günleri hatırladım.

Eski evleri aradım ama nafile. Evlerin kalıntıları bile kaybolmuş. Guşgöz Mehmet’i, Keçe başı ve Bilaloğunu sordum dağlara, cevap alamadım. Halibe ve şehitlik sanki yok olmuşlar. Her taraf ormanlık alana dönüşmüş. Taflan, avu, çalı çileği, tiken ve otla kapanmış her yer. Madenciler sondaj için yol yapmamış olsalardı belki de zirveye çıkmam zor olacaktı. Hani dedimya maden olmasaydı ne o dağları hatırlayacaktık nede ilgimizi çekecekti.  Her şeye rağmen açılan araba yolu ile gitme fırsatı buldum. Tepede eskiden kalma maden galerilerinin resimlerini aldım.

Dağlara doğru seyredip kaldım. Güvende, Başçatakçayır, Depealan, Kaba yalak, Kızılalı ve Toptamur yaylalarını izledim. Önüme gelen manzaralara adeta bakıp bakıp hüzünlendim. Biran eski yıllara dönüp köylülerimizin yaylacılık yaptığı günlere giderek, çocukların cıvıl cıvıl ses çıkardıkları yerleri aradım. Hayvanların otlatıldığı yerlere baktım ama boşuna. Ne ağlayan çocuk, ne çağıran anne baba, nede meleyen koyun kuzu sesleri, adeta eskilerden hiçbir iz kalmamıştı. Bir ara duman gelir güzelim manzarayı bozmaya çalışır diye inadına resimler çekerek zirveden aşağı doğru yöneldim. Geri dönerken dostlar için biraz çalı çileği toplayıp yola koyuldum. Derken aklıma ziyaret geldi. Çalı ve tikenlerden geçerek ziyaret yerine ulaşıp dua ettim.

Artık keldaşı geride bırakarak madencilerin araba yolundan devam edip, pınarlardan su içerek ayıdaşı na inip gölderesi, kışlalar, gölyannı, Çaykara, deregözü kısaca tüm görebildiğim alanları izleyerek uzun zamandan beri çıkmadığım buraları biraz olsun görme fırsatı bulduğum için çok heyecanlıydım. Yazın ve kışın oralarda hayvan güttüğümüz yerler aklıma geldi. Eski günleri hatırladım. Avut yamasından aşağı hocalıya inip tekrar köyün yolunu tuttum. Yanımda bulunan oğlum Serdar Kamil Bey buraları görünce hayretlerini gizleyemedi.
Ozanın dediği gibi viran olmuş bizim keldaş yaylası…

Seyit GÜVENDİ
Diğer Yazıları